Son günlerde ülkemizde, her şeyi kendilerinden menkul gören bazı aklı evvellerde, akıl almaz bir hoyratlık ve haddini bilmezlik olduğu gibi bunların karşısında da alabildiğine bir gayretkeşlik içinde olan kişiler ortada gezmeye başlamıştır. Uzun zamandır birilerinin eteğinin altından çıkmayanların, tuz yemiş keçiler gibi sulu dere aramak için koşuştuklarını gözlemliyorum.
Kronik çıkar hastalığının pençesinde kıvranan bu aklı evvellerin, yemlendikleri yerlerden ümitlerini kesmişçesine, yeni otlaklara konmak için tedbirler almaya, strateji geliştirmeye ve yeni sahiplerini merasimlerle karşılamaya hazırlanmaktadırlar.
Bakıyorum da, birilerinin ölümüne kapısında yattıklarını sandığımız bu insanlar, bugünlerde de sahiplerini satmak için pazar aramaktadırlar. Hoş, bizim kapılarda yatanlarla da, satanlarla da pek ilgimiz ve işimiz olmamıştır. Bundan sonrada olmaz inşallah!
Gelelim işin özüne,
Yaşadığımız ülkeyi ve ülke halkını sevmek, ona en iyi hizmeti doğru ve samimi olarak yapabilmekle ölçülür. Bu ölçünün kriterlerinden birincisi sağlam bir duruş sergilemek, ikincisi de vizyon sahibi İdealist bir insan olmaktır.
Herkes istese de vizyon sahibi olamayabilir ama cibilliyet sahibi herkes sağlam bir duruş sergileyebilir. Vizyon sahibi olabilmenin yolları, ya hal ilmini öğrenmek ya da akademik anlamda ilim yapabilmektir. Duruş için, herkesin hal ilmini bilmesine, akademik eğitim almasına ihtiyacı yoktur. Cibilliyetli bir duruş için şanlı bir mazisi olan Milli Ahlakımız, Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimizin (S.A.V) tebliğ ettiği inancımız yeterlidir.
Milletimizin kahır çoğunluğu, Milli Şuur ve İslam ahlakının içinde saf tutularak duruş sergilenmesinden yanadır.
Bu saf içinde duruş sergilemenin, gönlüm o tarafta olsa da ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu tartışmak, hüküm yürütmek haddimin ve yetkimin dışındadır. Ha bu safta durmaya itiraz edenlere de hoş görü ile bakılmasından ve saygı duyulmasından yanayım. İtirazı olanlarla, fikri mücadelenin yapılması taraftarıyım ama kin ve nefret duygusun bizleri teslim almasına da şiddetle karşıyım.
Türk milletinin 250 bin evladını şehit eden, İngiliz, Yunan, İtalyan ve Fransız ile dost ve müttefik olabilmişsek, Devletin duygusallığa ve hamasete teslim olmasına müsaade etmemeliyiz. Kan davası güdenleri ne Allah, ne de Anadolu halkının affedeceğini sanmıyorum.