GEZİ parkı eylemleri için 06.06.2013 tarihinde bu köşeden yazdıklarımız, uyarılarımız.
“Milenyum(2013) kuşağı
Gezi parkı eylemcilerine destek amaçlı, İlçemizde yaklaşık 1500 kişinin katıldığı bir eylem gerçekleştirilmiş ve hiçbir olaya meydan vermeden kalabalık dağılmıştır. Sonraki günlerde en çok 100-150 kişilik yürüyüşler yapılmakta ve onlarında kimler ve hangi zihniyete sahip olduklarını ilçe halkımız görmektedir. Bunlarında çoğunluğu CHP, İP ve TKP arasında karar kılamamış, zihni karışık olan, her şeyini Cumhuriyetimizin değerlerine bağlamış samimi vatandaşlarımız olduğunu görüyorum. Zihniyetlerine, siyasi görüşlerine, taleplerine saygı duyuyorum. Ancak bunun sürekli olmasını da doğru ve samimi bulmuyorum.
Bu eylemlerin ağaçları ve yeşili korumak vb. masum istekler bahane edilerek, Amerika, Avrupa ve Ülkemizin belli bölgelerinde eş zamanlı başlatılmış, önceden planlanmış, bu saydığım ülkelerin marjinal guruplarının ve Ülkemizdeki bunların işbirlikçilerinin her türlü desteği ile gerçekleştirilmiş olması muhtemeldir. Öncelikle CHP ve İP kendilerini sorgulamalıdırlar. Gençlere söyleyecek bir sözüm olamaz. Kendimi sorgulamadan, onlar için söyleyeceğim her sözüm onları suiistimal etmekle eşdeğerdedir. Onlar Türk siyasi tarihine, 68 kuşağı gibi duyguları istismar edilmiş Milenyum (13) kuşağı olarak geçmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. Asla ve asla devleti yönetenler bu gençlere “Üç beş çapulcu” gözüyle bakmamalıdır. Devlet diline yakışmayan ifadeler kullanılmamalıdır.
Bunları söylerken, Devlet adına halkı yönetenlerin ve siyasi partilerin de aynaya çok iyi bakıp kendilerini bir özeleştiriye tabi tutmalarını, ailelerimizin kendilerini sorgulamalarını arzuluyorum. Tasvip etmeyip içinde bulunmasak da destek vermesek de isteklerini ve varlıklarını hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz ve edemeyiz. Çünkü içlerinde milletvekilinden simitçiye kadar olan bir halk çoğunluğu o gün Taksim meydanında milletimize bir güç gösterisi izletmiştir. İnanıyorum ki; gece yarısı, Başbakanı hava alanında karşılayan kalabalığı izleyen, Aklıselim, halkımızın, ülkemizin ve milletimizin geleceği ile ilgili kaygıları artmıştır. Güç gösterileri tarihin her döneminde kamplaşmayı artırmış ve ülkelerdeki kaosu beslemiştir. Başbakanın gece yarısı kalabalıklara konuşması siyaseten doğru ve kazançlı olsa da, partililerinin duygularına hoş gelse de Devlete yakışmayan bir duruştur. Bıçakları kınına sokmamız gerektiği bir zamanda, bir elimizde bıçak bir elimizde masatla dolaşıyoruz.
Sayın Başbakanımız duygusallığına yenik düşmüş ve o gün ve dün gece kalabalıkların istedikleri ortama sürüklenmiştir.
Taksim meydanında, siyasi irade, önce Polisimizi kalabalığın karşısına dikmiş, kalabalığın öfkesinin doruğa çıktığı bir anda da polisimizi oradan çekmiş ve halkı bir avuç provokatöre teslim etmiştir. Sonuç, bir günde ülkemiz trilyonlarca lira zarara uğramış, gençlerimizin ve Polisimizin kanı akmıştır.
Eylemciler bizim insanlarımız, eğer aldanıyorsa, kandırılıyorsa, terör yapıyorsa aynaya bakıp kendimizi kontrol etmeliyiz. “Biz nerede yanlış yapmışız, neden böyle bir nesil yetişmiş, nasıl yetişmiş, suçlusu kim” sorusunu kendimize sormalıyız. Öncelikle, 10 yıldır Devleti Yönetenler, halka bir çok hizmetleri vermiş olsalar da bu soruları kendilerine sormalıdırlar. Şefkatle, hoşgörü ve sabırla duygusallığı bir tarafa bırakıp bu insanları kazanmak için sabrın son deliğine kadar gitmelidirler. Babanın bir evladı eğer asi oluyorsa öncelikle baba kendini sorgulamalıdır.
Bu Millet, siyasi partilere “Bizi Türk yap, Müslüman yap” diye iktidar yetkisi vermiyor. Millet “Devleti yönet, Özgürlük alanımızı genişlet, işsizliğe son ver, ülkemizi kalkındır, gelir adaletsizliğini gider, adaleti ve eşitliği sağla” diye yetki veriyor.
Ben, PKK ve BDP ile müzakerelerin, terörü bitireceğine inanmadım. Ama “Bekleyip görelim, inşallah! bitirebilirlerse haklarını teslim ederim” mantığı ile yaklaştım. Bu gün gelinen noktada görüyorum ki taksimdeki marjinal gurupların en etkilisi, dört aydır sözde akil insanları gittikleri her yerde protesto eden, Doğu Perinçek’i lider kabul etmiş sözde Ulusalcılardır.
Peki, BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in o guruplara destek amaçlı taksimde olmasının, Bayrağımızın yakılmasının, her tarafın yıkılıp yakılmasının ardındaki strateji nedir. Hükümetin bunu da sorgulayıp PKK ve BDP ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmelidir. Bu ülke siyasi hesaplara ve siyasi çıkarlara kurban edilmemelidir.
Halkımız uyanık olup, bu eylemlere ve siyasi partilere sağduyulu bakarak sorgulamalıdır. Bu eylemler, her ne kadar ilk günlerde içlerinde masum ve bilgisiz halkımız da olsa bu günlerde ayan beyan görülmekte olan, Emperyal Devletlerdeki yer altı örgütlerin, Türk Düşmanı basının, ülkemizdeki işbirlikçilerin, ülkemizi kaosa sürükleme planlarının provası olmuştur.
Bu gerçeği, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve BBP Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici çok iyi görüp gerekli açıklamaları yapmışlardır.
Dileğim odur ki; ABD ve AB’nin marjinal zihniyetlerini “Bütün dünya” görüp onların arkasına sığınan CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Taksim’de, Alsancak’ta, Karşıyaka’da ve Kızılay’da gördüklerini ve hissettiklerini, samimi olarak halkımızla paylaşabilmesidir. 06.06.2013”
“Aklın yolu birdir” gelin bu günkü ülkemizin haline bir bakalım. O günün Başbakanı bu günün Cumhurbaşkanı, sürekli suçlu ilan ederek ülkeyi yönetmenin sonucu, gelinen noktayı varın sizler değerlendirin.
Allah’a emanet olunuz