CUMHURİYET kurulduğu günden beri şikâyet eden bir kesim vardı. Yıllar ilerledikçe rahatsız edenle birlikte rahatsız edilenlerin sayısı sürekli olarak artarak devam etti. Türkçe ezan okutuldu, dindar insanlara baskı uygulandı, Osmanlının son dönem korkularını üzerinden atamayan bir kısım güruh ile dış destekçileri kendi arzuları istikametinde Anadolu halkını eğitme ve öğretme yerine yarattıkları karşılıklı algılarla yönetmeye ve aldatmaya devam ettiler.
Örnek isterseniz, Sayın Demirel, ülke halkına hizmetleri olmasına rağmen, 40 yıl süreyle, milletin değerlerini kullanarak, halkın oylarını aldı ve sonunda Cumhurbaşkanı bile oldu. Bugün nerede bilen yok, sesini duyan olmadığı gibi itibarı da sıfırlandı.
Ona “Başörtülüler Arabistan’a gitsinler” bile dedirtildi.
Bu ülkede neler yapılmadı ki; akıl almaz oyunlar oynandı, akıl almaz ölümler yaşandı, çok kıymetle ve değerli insanlar yok edildi. 1950-60, 1970-1980 yılları arasında gençlik birbirine düşürüldü. İhtilallar, muhtıralar, ekonomik krizler halkı canından bezdirdi. Çarıkla gezdiğimiz, kerpiç döktüğümüz dönemlerden halkımızı buralara kadar getirebildik. Her dönemin Dünyasına baktığımızda yine İslam Ülkelerinin içinde en iyisi biz olduk ve biz olmaya devam ediyoruz. Bunu, kör topal da olsa “Demokrasiye” borçluyuz.
Kimse çıkıp da bu Müslüman halka “Biz varsak siz varsınız, biz yoksak siz yoksunuz” deme hakkına sahip değildir. Önce Allah, sonra Cumhuriyet ve Demokrasi içinde iyi işleyen bir sistem varsa bu halk özgürce var olacaktır.
Geçen yıllar içerisinde, daha ziyade 1984’den sonra, ülkemiz terör (PKK) ile yaşamaya başlasa da, Anadolu insanı okumaya, ekonomiye, sosyal hayata bilinçli bakmaya başladı. Anadolu insanı, girilemeyen bürokrasi içine girmeye, Vali, Kaymakam, Savcı, Hâkim, Emniyet Müdürü vb. olmaya başladı, işte o zaman figan ve feryatlar da başladı. Yıllarca, Amerikan, İngiliz, Alman ve Fransız kolejlerinde tahsil gören çocuklar devletin önemli mevkilerini tutarken, o okullara alternatif kendi okullarımız açılmaya eğitim vermeye başladı, işte o zaman feryat ve figanlar daha da çoğaldı.
Alışılmış bir düzen vardı ülkemizde. Ben bildim bileli her iktidar olan partinin sloganı ve önemli vaatleri, şikâyet ettikleri düzeni değiştirmekti ama baktılar ki; çok güzel bir kaynak o çeşmeden su içmeye devam ettiler.
Ak Parti iktidara gelmeden önce düzenin en büyük tokadını yiyen bir gurubun içinden çıkanlar tarafından kuruldu. Yeni ve özgürlükçü bir Anayasa, her türlü dokunulmazlıkların kaldırılması ve siyasi partiler kanununu değiştirme gibi üç önemli sözü vererek iktidar oldu.
12 yıldır iktidarda, hiçbirini, siz ne derseniz deyin, yapmadı, yapamadı. Baktılar ki; bu çeşmenin suyu çok tatlı vazgeçemediler.
Hizmet yapmadılar mı? Yaptılar! Çok büyük hizmetlere imza attılar. Tüm inanmış insanlar bunlara en büyük desteklerini hiç esirgemediler. Ama dönen çark aynı çark akan çeşme aynı çeşme olduğu için yolsuzluğun, yoksulluğun, hırsızlığın önünü alamadılar.
Kurt lüks bir hayvanat bahçesinde, bir eli yağda bir eli balda yaşamayı değil, özgürce yaylalarda dolaşmayı ve avlanmayı ister.
Özgür olmayan insanın bir ayağı kopuktur. Dün açıklanan milletvekilliği listeleri hastalıkların artarak devam ettiğinin ve edeceğinin bir göstergesidir.
Allah rızasını her şeyin önünde tutan Müslüman için bu sistemin değişmesi mutlaktır. Sisteme karşı olmayan ne milletini ne de ülkesini şuurla sevebilir. Bu sistem ya değişecek ya değişecektir.
Ülkenin geleceği adına inandıkları doğru yollarında mallarını ve canlarını feda etmekten imtina etmeyen insanların siyaset yaptığı ülkemizin çok eski iki partisinin ittifakları sistemin değişmesi için atılan ilk adım olacaktır.
Gönül isterdi ki; ömürleri, Müslüman Türk Milletinin ve Anadolu halkının geleceği için imanlı ve ahlaklı gençlik yetiştirilmesine harcamış, Merhum Türkeş, Merhum Erbakan ve Merhum Yazıcıoğlu gibi Liderlerin emanetleri bu gün birlikte olsun, ama iç burukluğu da olsa Büyük Birlik Partisi ve Saadet Partisinin güç birliği, halkımızı ziyadesi ili mutlu edecektir.
Yıllık karı 3 katrilyon olan bankalara halkını soyduran, acımasız kapitalist sistemin halkın içine akıttığı “istikrardan yana olalım” aldatmacasından kurtulup “Allah rızası için doğrudan yana olalım” diyebileceğimiz bir fırsat doğmuştur. Artık alternatif yoktur yalanı ve yaygarasının ifşa edildiği bir ortam oluşmuştur.
Allah rızası sınır tanımaz, bahane üretmez, yanlışa boyun eğmez, hak batılın karşısında asla pes etmez. Aksı halde, imtihan dünyasında olmamızın bir anlamı kalmaz.
Her kim olursa olsun, korkularını gücüyle birleştirirse öyle bir güç zehirlenmesine girer ki; Ona kimse söz dinletemez, doğruları asla göremez. Sadece yanlış yapmaya kendini sürükler. Bağırır, tehdit eder, korku yaratmaya çalışır, küfür eder, iftira atar, dili sürçer ve bir gün gelir sesi kesilir. “Nasıl olsa öleceğim hiç olmazsa vuruşarak öleyim de birileri kahraman desin” hayallerine kapılır.
Ey! Midesinden düşünenler, ülke ekonomisi batıyor yaygarası yapanlar, çıkarları ve rantları elinden gidecek korkusu yaşayanlar, bu ülkeyi batıramazsınız, milletimiz dün olduğu gibi bugün ve yarın da her türlü acıyı göğüslemeye hazır bir cibilliyet sahibidir..
Bu gün midesinden düşünenler çoğunlukta olsalar da yarın mutlaka beyninden düşünenler galip gelecektir. Allah tüm müminleri, şehvet, servet ve taht zehirlenmesinden korusun inşallah!
Daha iyisini arzu etsek de, MHP’de 8. sırada İzmir 1. Bölge milletvekili aday gösterilmesi genç Dalgıç ve Dalgıçlar ailesi için çok değerli manevi bir madalyadır. Gönülden kutluyorum.
Allah’a emanet olunuz