KONUŞMAK, tartışmak, fikirlerini açıklamak, ilçemiz ve ülkemiz sorunlarına çare aramak, bu çareleri ararken taraf olmak, üretilmiş çarelere alternatif çareler üretmek, sevmek, sevilmek, sevmemek, hepsi de saygı ile karşılanacak davranışlardır.
Ancak; bu eylemlerimizi, tüm canlılardan farklı yaratılmış insan olduğumuzun bilinciyle yapmaya çalışmak yerine aslımızı unutarak hareket ettiğimizin bilincinde olmuyor, olamıyoruz.
Toplum içerisinde bazılarımız, gücün “ya paradan ya da havadan” alındığını, eğer paran ve havan var ise her türlü güce sahipsin ve her makamı alırsın hastalığından kendilerini kurtarabilmiş değillerdir.
Bu türden insanlar, kendilerince, İnsanlığa üstün değerleri kazandırdığına inandıkları, Siyasi ve Kurumsal mevkileri de ağızlarına yüzlerine bulaştırırlar. Kendi hallerini göremezler. Her zaman, rahmetli babamın sözünü hatırlarım. Köşemde de sık sık yazarım. “Oğlum kendi k….’da ki öz döveri göremeyenler elin gözünde saman çöpü ararlar” der, nasihat ederdi.
Bu misale uygun çevremizde o kadar çok insan var ki bunlar bitmez tükenmezler.
Bu insanlar, bilerek bu yola girmişlerdir. Ayrılıkçı zihniyetlerinden bir türlü vazgeçmezler. Türk –Kürt, Alevi –Sünni, sağ-sol ayrımcılığı yapanlardan daha tehlikelidir bunlar.
Yaşamı sadece kendilerinin geleceği zannederler ve her yerde sadece kendilerinin olabileceklerini hayal ederler. Kıskançlıklarının ve nefsanî duygularının yüklediği hırsla battıklarının farkında olamazlar. Üç buçuk kuruşluk göstermeliklerle değer kazanacaklarını zannederler. Hallerini göremezler ki, bakıp ibret alsınlar.
İnsanlık tarih boyunca bu zihniyetlerle sürekli mücadele etmiştir. Alperen ne güzel söylemiş “Yalan ve gösterişler gürültülü, hakikat ve samimiyet sessizdir. Yıldırımlar gök gürültüsünden önce hedefe varır.”
Bazılarımızda yokluktan, acizlikten, korkudan, yukarıda saydığımız tiplemelere yakın olmaya onların istedikleri doğrultuda hareket etmeye çalışırlar. Bunlara da “Ne yapsın zavallılar” der geçeriz. Bu zavallılar için kesin bir durak yoktur.
Kullanılıp atıldığını, kendisine itibar edilmediğini, bağırır bazıları… Çıkış yolu ararlar. Ama onlar tamamen unutulmuşlardır. Zaten onlar kendi kendilerini unutturmuşlardır. “İnsan ne ederse kendine eder.”
İnsan olduğunun, farklı yaratıldığının bilincinde olanlar her zaman sıkıntı yaratırlar. Sistemin çarkları onlara takıldığında pişmiş aşa soğuk su katmış olurlar ve hiç olmadık zamanlarda sömürenlerin hayallerini alt üst ederler. Onlar saygınlıklarını ve sevgilerini insanlık ölçüleri içinde sergilerler ve umulmadık derecede güce sahiptirler. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız tipler çıldırıncaya kadar onları kendilerine muhatap kabul etmezler ve “İt ürür kervan yürür” deyip geçerler.
Her türlü rant için siyaseti ve kurumlarımızı kullanmak isteyenler ile İlçemizin menfaatleri için siyaset yapanları ayıklamanın tek yolu, onların önlerini açıp konuşturmak ve eylemlerini gözlemlemektir.
Mevlana hazretleri “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabildiği kadardır” demişse de biz yinede, gözlemlerimizi dillendirdik, yazıya döktük, halkımızla paylaştık. Bundan böyle de bildiklerimizi söylemeye ve söylediklerimiz üç buçukçularca anlaşılıncaya kadar yazmaya devam edeceğiz. Allah’a emanet olunuz…