Okan Diril

Özgürüz-müyüz?

Okan Diril

Öncelikle belirtmek isterim: Yazacaklarımın dinle, dille, hatta şu anki hükümetle doğrudan bir ilgisi yok. Bu satırlar, sadece bir insanın, bu topraklarda yaşayan sıradan bir vatandaşın içinden geçenleri sorgulama çabasıdır. Rabbimi tanımaya çalışan, Peygamberinin ümmeti olmaktan gurur duyan, kurulan cumhuriyete saygı duyan, ceddinin izini taşıyan bir insan olarak yazıyorum bunları. Çünkü inanıyorum ki, sorgulamak imanın, aidiyetin, hatta vatanseverliğin tam da içindedir.

 

Özgür müyüz?

Köle düzeninden çıktık diye özgür müyüz? Zincirler kalktı diye artık hür müyüz? Belki de zincirler sadece şekil değiştirdi. Eskiden bir efendiye çalışırdık, şimdi asgari ücrete çalışıyoruz. Eskiden ekmeğimiz kısıtlıydı, şimdi ay sonunu getiremiyoruz. Özgürlük, istediğini yapabilmek değil midir? O halde neden aldığım maaş beni bir ay boyunca ne yiyeceğime, nereye gideceğime, ne alacağıma mahkûm ediyor? Özgürsem, neden her ayın birinde “borç batağında boğuluyorum” diye sayıklıyorum? Özgürlük, bir tebessümle başlayıp, bir faturayla biten bir hayat değil.

 

Demokrasi denilen şey ne?

Önüme adaylar koyuyorsunuz. Seçiyorum. Ama benim oy vermediğim kazanıyor. “Çoğunluk seçti” diyorsunuz. Peki ben azınlıksam? Çoğunluğun kararına boyun eğmek zorundaysam, bu demokrasi mi? Demokrasi, azınlığın çoğunluğa ayak uydurması mıdır? Bana “seçme hakkın var” diyorsunuz ama seçim sandığına gidip oy kullandığımda, aslında “en az kötüyü” seçmekten başka bir şey yapmıyorsam, bu ne kadar özgür bir iradedir? Demokrasi, seçim günü biten bir şey değil; her gün yaşadığımız bir şey olmalı. Ama ben her gün seçim yapamıyorum. Her gün “buna razı ol” diye dayatılan hizmetlere mecbur kalıyorum.

 

Kanunlar ve “örnek olmak”

Trafik polisi ters yönden geçiyor, ambulans boşken sirenini açıyor. Ben hata yaparsam cezamı yazıyorlar. Peki ya onlar? Kuralları çiğneyenler, örnek olması gerekenler değil mi? Bana “kural” diye dayatılan şeyler, onlar için niçin muafiyet? Adalet, herkese aynı mesafede durmak değil midir? Yoksa adalet, gücü elinde tutanın yanında mı duruyor?

 

İZSU’ya mecbur muyum?

İzmir’de yaşıyorsan, evinde su kullanacaksan İZSU’ya abone olmak zorundasın. İstemezsen suyun yok. Belediyenin en büyük işi çöp toplamak, temizlik yapmak; onu da faturaya ekliyorlar. İstemiyorum desem, başka çarem yok. Ya suyum kesilecek, ya “buna razı olacağım”. Özgürlük bu mu? Yani hizmet almaya mecbur olduğum bir kuruma, istesem de istemesem de para ödemek zorunda kalmak mı özgürlük? Seçme hakkım nerede? Ben suyumu başka yerden almak istesem, alamam. Bu tekel değil de nedir?

 

GDZ ve elektrik?

Elektrik de öyle. Hadi alma. İstediği zaman keser, “bakım yaptık” der, seni ne hali varsa gör. Faturanı üç gün geciktir, elektriğin kesilir. Ama kendi kesince “kusura bakmayın” der, üstelik masrafını faturanın altına ekler. Hastan varsa, bebek varsa, düşünmez. Sen onlara mecbur, onlar sana değil. Bir de üstüne “dağıtım bedeli”, “iletim bedeli” der, faturanı kabartır. İstemiyorum desem, elektriksiz kalırsın. Bu nasıl bir hizmettir? Bu nasıl bir özgürlüktür?

 

Önümüze konana eyvallah

Alışmışız. Demokrasi adı altında iki, üç aday arasından seçiyoruz. O da yetmiyor, bazen tek adayla seçime gidiyoruz. Ama suyumu seçmek istesem, seçemiyorum. Elektriğimi seçmek istesem, seçemiyorum. Doğalgazı seçmek istesem, seçemiyorum. İnternetimi seçsem, iki üç şirket var, hepsi de aynı. Yani hayatımın her alanında önüme konulanı almak zorundayım. Ama bize “özgürsün” diye öğrettiler. “Demokrasi var” diye büyüttüler. O kadar alıştırdılar ki, sorgulamayı unuttuk. Hatta sorgulayanı da “gavur” ilan ettiler. Ama benim sorgulamam dinle, dille, milliyetle ilgili değil. Ben sadece bir vatandaş olarak soruyorum: Suyumu seçemiyorsam, elektriğimi seçemiyorsam, kendimi yönetecekleri sandıkta bile “çaresiz” seçim yapıyorsam, ben ne kadar özgürüm?

 

Adı özgürlük, çok şükür

SU istersen İZSU, elektrik istersen GDZ. Karşı çıkarsan olmaz. Ödemezsen hizmet yok. Üstelik bunların hepsini “hizmet” diye önüme koyuyorlar. Ben de “çok şükür” deyip ödüyorum. Çünkü başka çarem yok. Ama işte tam da bu yüzden soruyorum: Özgür müyüz?

 

Belki de özgürlük, sadece sandıkta değil; suyunda, elektriğinde, aldığın maaşında, yürüdüğün yolda, karşılaştığın adalette başlar. Belki de özgürlük, “önüme konana eyvallah” demediğimiz gün başlar. Ben sadece sorguluyorum. Başka bir şey değil. Çünkü sorgulamayan bir toplum, özgür olduğunu sanmaya mahkûmdur.

 

Özgürüm ben özgür…

Yazarın Diğer Yazıları

Marka Flower Çiçekçi