Okan Diril

TORBALI'DA GERÇEKTEN GAZETECİ DEĞİLSENİZ ŞOV YAPMAYIN, İNSANLARI KANDIRMAYIN

Okan Diril

Elimdeki bu küçük, sarı renkli kart, sadece bir kimlik belgesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Sarı Basın Kartı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından, uzun ve titiz bir mesleki değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan gazetecilere verilen resmi bir tanınma vesikasıdır. “Ben de var” diyebilmek, bu kartın sahibi olarak, devletin bütün kurumları nezdinde tanınan bir basın mensubu olduğunuzu beyan etmektir. Ben bu yazıda peylaşıyorum kartımı. Diğer sosyal medayada gazeteciler de paylaşsın sözüne güvenelim madem öyle. Bu mesleğin etik ilkelerine, habercilik kurallarına ve halkın doğru haber alma hakkına olan bağlılığın bir yeminidir. Ne yazık ki bugün, özellikle Torbalı’mızda, gazetecilik adı altında sergilenen tablo, bu yemini ve mesleği içten içe kemiren bir tehlikenin sinyallerini veriyor.

Sosyal medyanın herkesi potansiyel bir “yayıncı” haline getirdiği bu dijital çağda, eline telefonunu alan herkes kendini gazeteci, muhabir veya yazar ilan edebiliyor. Ancak bir konuyu paylaşmak, “gazetecilik” yapmak anlamına gelmez. Gerçek gazetecilik, eğitim, deneyim ve en önemlisi ilkeler işidir. 212 sayılı Basın İş Kanunu’na tabi olarak sigortalı çalışmak, bir haberin temelini oluşturan 5N 1K (Ne, Nerede, Ne zaman, Nasıl, Neden, Kim) kuralına hakim olmak, tarafsızlık, doğruluk ve kamu yararını gözetmek bu ilkelerin başında gelir. Peki, sosyal medyada takipçi kasıp, sırf reklam geliri veya popülerlik uğruna, üç beş cümlelik “sallama haberler” paylaşan kaç kişi bu ilkelerin farkında? Kaçının sosyal güvencesi var? Amaçları, Yaşar Ceylan gibi duayen isimlerin yaptığı gibi, bir fotoğrafın peşinden giderken canını ortaya koymak değil; sadece “takipçi kasmak” ve dijital dikkati paraya çevirmektir.

Torbalı özelinde durum daha da vahim bir hal alıyor. Bir tarafta, belediye basın bürolarında “hayat kurtarma” çabasıyla iş bulmaya çalışan, diğer tarafta TikTok ve benzeri mecralarda sansasyon peşinde koşan, habercilikten ziyade şov yapan bir kalabalık… Bu ortamda, gazetecilik ciddiyetinden uzak, araştırmasız, tek kaynaklı ve 5N1K kuralına uymayan içerikler, gerçek haber gibi sunuluyor. Okuyucu da bu bilgi kirliliği içinde doğruyu yanlıştan ayırt edemez hale geliyor. Yarın birisi sırf tıklanma için “Belediye Başkanı öldü” diye bir paylaşım yapsa, binlerce kişinin meydana toplanacağı bir ortam oluşabilir. İnternet, güvenilir kaynaklara ulaşmayı kolaylaştırması gerekirken, her habere musallat olan reklamlar ve şüpheli sitelerle “saçma sapan” bir arenaya dönüşmüş durumda.

İşte tam da bu noktada, bu kargaşanın ortasında bir mihenk taşı olarak Sarı Basın Kartı devreye giriyor. Bu kart, rastgele verilen bir belge değildir. En az lise mezuniyeti ve belirli suçlardan hüküm giymemiş olma şartlarının yanı sıra, adayın en az 12 ila 28 ay (eğitim durumuna göre) boyunca bir basın kuruluşunda fiilen çalışmış, sürekli ve imzalı haber üretmiş olmasını gerektirir. Bu süreçte adayın mesleki geçmişi ve ürettiği eserler, Basın Kartları Komisyonu tarafından titizlikle incelenir. Yani bu sarı kart, “ben bu işin eğitimini aldım, kurallarını biliyorum, mesleki standartlara uygun habercilik yapıyorum ve devletim tarafından da bu şekilde tanınıyorum” demenin en somut yoludur. Peki, Torbalı’da kaç “gazeteci”, bu meşakkatli yoldan geçerek, bu sarı kartı hakkıyla taşıyor? Sayıları, sosyal medyada gazeteci pozları verenlerin yanında ne kadar az acaba?

Neyse ki, bu karanlık tablonun ortasında, ilçemizin göğsünü kabartan bir kutup yıldızı var: 1997’den beri bu topraklarda kök salmış, Büyük Torbalı Gazetesi. Tam 28 yıldır, doğruluk ve tarafsızlık ilkelerinden asla ödün vermeden, sosyal medyanın geçici gürültüsüne kapılmadan, Torbalı halkının gerçek gündemini samimiyetle sayfalarına taşıyor. Büyük Torbalı, haberciliğin altın değerlerini temsil eden, araştırmacı gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini gösteren bir çınar gibi dimdik ayakta.

Sonuç olarak, Torbalı halkı olarak hepimizin en temel hakkı, doğru, tarafsız ve araştırmacı habere ulaşmaktır. Bu hak, ancak mesleki onurunu, etiğini ve sorumluluğunu bilen, Sarı Basın Kartı gibi belgelerle taahhüt altına girmiş gerçek gazetecilerin ve Büyük Torbalı Gazetesi gibi köklü, ilkeli kurumların varlığıyla korunabilir. Torbalı, sosyal medya gürültüsünün arkasına saklanmış amatörlerin değil, kalemi halkın vicdanı, haberi toplumun gözü olan gerçek gazetecilerin hakkını teslim etmeli ve onları desteklemelidir. Doğru vizyon ve güvenilir bilgi, ancak böyle sağlanır.

Yazarın Diğer Yazıları